{blog}







Hakkımda

ŞİİRLER...

Son yazılarım

SOKAK ÇOCUĞU
ANNEM ÖLDÜ MÜ?
KIRMIZI ARABA


Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım


Kategoriler




Arkadaşlarım

barbiiie90
indeneme


O melhor site de GIFs!

.


6/3/2007 - SOKAK ÇOCUĞU

           

 SOKAK ÇOCOĞU

 

Cilt no… Yok

Sayfa no… Yok

Hane no… Yok

Ana adı: Ben sokak çocuğuyum abi

Hani şu uçurtması gök yüzünde asılı duran

Bilyelerini rüyalarında unutan

Ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya

O benim işte

O benim abi

 

Sahi bir annem olmalıydı değil mi?

Ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa

Sahi abi tadı nasıldı anne sütünün

Anneler nasıl okşar çocuklarını

Anne kokusu nasıldır kim bilir

Ana ha!

Bir anne çizebilir misin benim için

Karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına,

Bir anne.

Ve yanına beni ekler misin abi

Tıpkı suluboya resimlerdeki gibi, sımsıcak.

Sahi abi

Senin gözlerin kesmiyor değil mi

Bir köprünün soğuk gergin ve karanlık bedenini

Sahi sen hiç seyrettin mi ay dedeyi

Bir köprünün altından.

Üşüdün mü abi kayan bir yıldıza bakarken

Abi sen, Abi sen…..Boş ver.

Gel boyat istersen ayakkabılarını

Boyat da resmi çıksın

Dostun düşmanın tüm kaldırımlara

 

Cilt no… Yok

Sayfa no… Yok

Hane no… Yok

Yokların varlığında, tan göbek bağından

Yakalandı mı hiç yalnızlığa.

Bir de…

Bir de babam olmalıydı değil mi

Baba………..

Beni dövecek bir babam bile yok, biliyor musun.

Nasırlı ellerinde şefkat arayacağım bir insan

Kim bilir,

Bayramlarda neler alır babalar çocuklarına.

Unutmuşum

Bayramlarınız da vardı sizin değil mi

Arifeleriniz…

 

Bayramlara da temize çekilen dostluklar vardı sonra

Oysa ben;

Kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum güneşe ve mehtaba.

Yankısız bestelenmemiş ve bestelenmeyecek olan, serseri ıslıklar

Bir babam olsaydı belki yeterdi

Çocuk olurdum eskisi gibi

Şımarırdım öylesine

Boş ver abi

Kimin neyine bayram

Kimin neyine hediye

Baba kimin neyine abi

 

Sahi senin düşlerin vardır.

Söylesene: Göremediğin rüyanın düşünü kurar mısın?

Ahmet bir düş görmüş geçenlerde

Köprü altında tanıştık yorgun ve geç gelen bir gecede.

Utanırken anlattı, anlatırken utandı.

Bir ip bağlamış gök kuşağına

Bak ana diyormuş

Uçurtmamı gördün mü

Ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları

Ahmet’in düşü işte…

Bana düşlerini kiralar mısın abi

Bedava boyarım ayakkabılarını

Bana düşlerini düşlerini abi

Boş ver… Boş ver

İyi parlayacak bu ayakkabılar

En parlak ayaklarınla yürüyeceksin yaşama

Sen düşünme

Sokaklar düşünsün beni

Gazete manşetleri

Üçüncü sayfa haberleri düşünsün

Sen beni düşünme

Düşünme be abi

Nasıl olsa ben

Olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla basıyorum tüm kaldırımlara

Olmasa da anne babası sokakların

Ben sokak çocuğum

Kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde

Ben sokak çocuğuyum abi

Hani şu uçurtması gök yüzünde asılı duran

Bilyelerini rüyalarında unutan

Ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya

İşte o benim.

O benim abi…

O benim.

 

                            Ali URASPA

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/3/2007 - ANNEM ÖLDÜ MÜ?

 

 

ANNEM ÖLDÜ MÜ?

 

ne hız ellerini üzdün dünyadan
balanı tek koyup nereye gittin?
nasıl yok oluyormuş bir anda insan
sanki bu dünyada hiç yok imişsin..

güneş gurup etti... oda karardı...
bir anda yok oldun sen hayal gibi.
şimdi düşünürüm senden ne kaldı..
gönlünde hatıran kara hal gibi...

beni boya başa yetirdin anne
bize borçlu bildik her zaman seni
sen beni dünyaya getirdin anne
bense yola saldım dünyadan seni...

sen bana beşikte ninni çalmışsın
bugün ninni çalsam sana ben de mi?

senin şirin şirin ninnilerini
sana gaytarayım cenazende mi?

"uykun şirin olsun" diyerdin bana
"uykun şirin olsun" deyim mi sana
gerek ben başına dönüm dolanım,
beni hayat için hep uyutanım,
söyle ölümçün
nasıl uyutayım seni ben bugün?

bu nasıl dünyadır anlayamam ben,
cilvesi cürbecür, rengi cürbecür
dün öz nefesiyle seni isiden
bugün buza dönüp, taşa dönüptür

bu nasıl dünyadır...
insanoğlunun
hayali göktedir kendi yerdedir...
sağken omuzunda hayatın yükü
ölende ceseti çiyinlerdedir...
bu nice dünyadır bu nice dünya
ölüm hakikat hayatı rüya
derdimin gamımın ortağı sendin
niye yüz çevirdin ya niye benden?...
"derdin bana gelsin" hani diyerdin
niye dert ekledin derdime ya sen

annem, kimse seni darıltmamıştır,
ben seni
ben seni darıltan kadar.
şimdi kime açsam derdimi bir bir
kim benim derdime yanar sen kadar?
evin her yerinde görülür yerin
gözüm ahtarcıdır anne ey anne
"ninem" "hani" diyor küçük azerin
ne cevap verem ana ey ana
bilmem bilmem bilmem bu ölüm nedir
hayat var iken
nefesin ey anam hala evdedir
kendin yer altında taşa dönmüşsün

bugün yedin oldu...
annem yedi gün,
bizimle beraber ağlar odalar
sana
yalnız sana
sana demek için
gönlümde ne kadar bilsen sözüm var...

annem ısmarlandın anne toprağa
bu ölüm sineme çekti dağ benim
sen benim arkamda benzerdin dağa
sanki de arkamdan uçtu dağ benim...

ömrü başa vurdun altmış yaşında
altmışın üstünde durup yaşında
artık senin için durudğu zaman
benim çün dolaşır
gün olur akşam...
vakit geçer sen benden uzaklaşırsın
ben sana günbegün yakınlaşırım...  

 

                       Bahtiyar VAHAPZADE

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/3/2007 - KIRMIZI ARABA

 

 

 

 KIRMIZI ARABA

 

Süleyman kara bıyıklı bir işçidir

Ve bu kara bıyıklı Süleyman'ın hikayesidir

İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte

Ve götürdüğü ekmeği yemektedir

Karısı Neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte

 

Ne kadar zalim esse de rüzgar

Ne kadar belini bükse de ekmek parası

Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman

 

Onun Cevahir’i vardır

Cevahir altı yaşındadır

Çünkü gözleri çakmak çakmaktır

Çünkü Süleyman’a bir başka bakmaktadır

 

Bir pazar sabahı

Tutar babası Süleyman; Cevahir'in elinden

Ve yanında kader yoldaşı karısı Neriman

Çıkarlar gezmeye İstanbul’u inadına

Bir yol düşünür Süleyman

Ulan bu bahtı kapalı kentte

Yürümek de parayla değildir elbette

Üstelik Neriman’a hanidir istediği o naylon terlikle

Canından özgü Cevahirine

Bir gazozla bir simidi alabilecek kadar

Para da vardır cepte

 

Yürürler İstanbul şehrinin kalbine

Önce Neriman’ın naylon terliği alınır bir seyyardan

Sonra da beğenirler simidin en hasosunu umutları Cevahir’e

 

Anlatır işçi baba Süleyman

İş ararken adım adım arşınladığı sokakları

Bak Cevahir işte şu Yeni Cami

Hem cami hem güvercinlerinin bakması nasılsa bedavadır

 

Bak Cevahir şu dumanı tütenler vapur

Şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılardır

Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır

Bak Cevahir şu uzakta görünen de köprüdür

Geçmesi değilse de onun da bakması bedavadır

 

O pazar günü

Kara bıyıklı işçi Süleyman

Karısı can yoldaşı Neriman

Ve gözleri çakmak çakmak olan oğulları Cevahir

Gezerler İstanbul şehrini böyle bedavadan

 

Ve birden mumun alevi söner

İstanbul’un yalanı biter

Nasıl olur bilinmez takılır Cevahir’in gözü

Bir oyuncakçı vitrininde

Pırıl pırıl yanan kırmızı oyuncak arabaya

Döner kara bıyıklı dağ gibi babası Süleyman’a

Bana şu kırmızı arabayı alsana baba

Alsana be Süleyman

Canına can parçana

Bir oyuncak araba almayacaksan eğer

Yuh olsun sana

Nasıl olsa babası onu çok sevmektedir

İşin belası küçük Cevahir bunu bal gibi bilmektedir

 

Bir vitrindeki kırmızı arabaya bakar Süleyman

Bir karısı Neriman’a

Sonra takılır gözleri Cevahirin gözlerindeki umuda inadına

Ulan alt tarafı bir oyuncak araba

Dünya yansa yorganın yok içinde Süleyman

Alem çökse üstüne hayıfın çok Süleyman

Bakarsın cepteki son gazoz parasına

Cevahir’in o kocaman umuduna

Yakışır şu kırmızı araba

 

Bırakır karısı Neriman’la Cevahir’i dışarı da

Girer iflah etmez bir umutla dükkana

Sorar dağ gibi Süleyman

Usta şu vitrindeki nazlı gelin

Şu zalımın ışıltısı

Şu bahtımın kara yıldızı

Şu İstanbul ağrısı

Şu Cevahir’in çakmak çakmak gözleri

Şu kırmızı araba kaç para

Bir Süleyman’a bakar adam bir arabaya

Çok para der hemşerim yani çok para

Süleyman cebinde bir gazoz parası

Yıkılmış bir dağ artığı

Bir tufan sonrası perişanlığı

Döner kapıya çıkmak için dışarı

Oğlu Cevahir

Kırmızı arabayla getirecek

Babasını beklemektedir

Nasıl olsa babası ordan

O kırmızı arabayla çıkacaktır

Nasıl olsa

Kara bıyıklı dağ gibi

İşçi Süleyman babasıdır

Yani Cevahir’in gözünde o

Dünyanın en güçlü

Dünyanın en zengin

Dünyanın en büyük adamıdır

Süleyman

 

Ama Süleyman

Eli boş çıkar dükkandan

Sorar Cevahir hani baba

Hani kırmızı araba

Sorar hesabı bulutlar dağa

Nasıl desin Süleyman

Nasıl desin adam yüreği

Ben onu sana alamadım

Benim ona param yetmedi diye

Başlar ağlamaya Cevahir

Başlar bulutlar ağlamaya

Yanar yerin yedi arzı

Ve güvercinlerin kalbi başlar kanamaya

Ulan İstanbul yanar içine Süleyman’ın

Sorar Cevahir

Hani baba hani kırmızı araba

Martıları gösterir Süleyman

Bak ne güzel uçuyor

Cevahir martılar havada

Boş ver kırmızı arabayı

Baksana martılara

Bakmaz martılara Cevahir

Bakar yangın gibi arabaya

Ama bak der Süleyman

Ne güzel uçuyor martılar havada

Cevahir bir çocuktur küçük yüreğinde yer çoktur

Takılır gözü martılara

Gözünden sel olup akan kan rengi yaşlarını siler

Evet der ne güzel uçuyor martılar havada

Ve unutur gider Cevahir kırmızı arabayı

 

Unutur gider dalar gözleri martılara

Cevahir unutur unutmasına ya

Kara bıyıklı dağ gibi işçi baba Süleyman

Ömrü boyunca unutmaz o kırmızı arabayı

Her gece döşeğine yattığında

Uyumak için gözlerini kapadığında

Demir lokma gibi

Bir kırmızı araba takılır durur kursağına

Bütün ömrü boyunca

 

İşte bu

Kara bıyıklı Süleyman’ın hikayesidir

Ve herkesin bir yerine

Bir gün bir Süleyman acısı değmiştir

 

                İbrahim SADRİ

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->